11 Aralık 2009 Cuma

Ugur Parmak Bilgisayar Okur Yazarlığı ve Eğitmenlik Defteri

UĞUR PARMAK adlı bi kişinin yazdığı bişiler var burda da..bilgisayar öğretmenliği okuyan bu arkadaşın kendi dünya gözüyle yazdığı şeylerdir.beni bağlamaz...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Mükemmel Hayatlar ya da ”Öyle yada Böyle Olsunculuk”…..


Boğuluyorum geceleri.Günlük hayatın stresini atmayı düşlediğim sıcak yatağım bile boğuyor artık beni.Hiç bir şey avutmuyor .Meğer ne büyük, ne ulaşılmaz hedefler koymuşum kendime.eziliyorum altında,gücüm yetmiyor.Açıkçası kulağıma kim fısıldadı gerçek hayatın amcasızlığını yada ben top oynarken ne ara fark ettim bilmiyorum.Tek bildiğim,hayalimin bu hayatta küçük şeylerle mutlu olmaya endeksli olduğuydu.Nasıl olursa olsun sadece mutlu olmak.Bazen iyi geçen sınavdan aldığım yüksek bir not bazen arkadaşlarla içilen biranın sohbeti,bazen sevgilinin narin kollarındaki o küçük ipeksi dokunuşlar….Yaşım yirmi üç ve yetişkinliğe ilk adım attığım yıllardan beri insanlara karşı hiç önyargı beslemedim diyebilirim.İnsanlar üçe ayrılır diye başlayan konuşmaları sevmemenin nedeni ne olursa olsun insanları üçe ayıran zihniyet yarın öbür gün tutar dörde de ayırır.İşte bu ayrımcılıktan olabildiğince uzak kalarak aksine onlara yakınlaşmaya çalıştım.Hep iyi arkadaşlıklar,dostluklar kurabilmek için çabaladım.Bazen iyi şeyler için çabalamak tek başına yeterli olmayabiliyor.İnsanları anlayabilmek başlı başına bir problem .Özellikle de şu kadınları anlamak için harcadığım zamanı işime harcasaydım şimdi İstanbul’un yarısı benimdi.Yada değildi önemli olan bu değil.Önemli olan benim onların ne istediklerini asla tam olarak kestirememem.Bir kadın sevgilisinden ayrıyken başka bir erkekle konuşmaya başlıyor ve görüşmek üzere sözleşiyorsa burada suç kadının mıdır yoksa erkeğin mi?Dahası arkadaşça ,dostça sohbet amacıyla yapılan görüşmelerde suç var mıdır?Peki hal böyleyken niye konuştuğu kişiden gelen mesajı erkek arkadaşı görünce sitem eder,bozulur.Hayır rahatsız,şizofren olan sen misin yoksa ben miyim anlayamadım gonca gülüm.Nedir bu şımarıklık ne yardan ne serden geçeyim mantığı.Yoğurtlayıp yedirmek lazım o mantığı sana..Göğe yükselirken nasıl yükseldiğini bir sen bilirsin bir de Allah.Ve bilirsin ki tekrar inmek vardır bide.Yolcuyu da ilgilendiren iniştir.zira hiçbir pilot yoktur ki yükselirken alkış alsın.Yada her ne s.kimse …İnsanlığın çok korktuğu ama hepimizin bir gün kapımızı çalacak olan “ölüm” nedense beni rahatsız etmiyor.Belki de ölüm asla ölmeyeceğimizi söylemeye gelen son acı gerçektir.Sonra ver elini sonsuz huzur ve mutluluk…


NOT:Yazar sonsuz kısır döngü içindeki hayatından bir kupleyi siz okuyucularına sunar ve karşılığında hiçbir menfaat beklemez.Yada eşek değilsiniz ya bi yarıma kaşar salam yaptırın….

10 Kasım 2009 Salı

Kayıp bir hayat....



Bir Büyükşehir hastalığı insanları için için kemiriyor.Adı da “Yalnızlık".Bende bu konuda avaz avaz bağırmaya devam ediyorum…Sevgililik müessesi bu sezon bitmiş,tükenmiş.Eskiden böyle değildi!..Nerde o yana yana yolunu ,telefonunu beklediğin sevgililer.Sadece ben değil herkes memnuiyetsiz,tatminsiz olmuş.Yalnızlık tercih edilmiş şimdilerde; ayrılsalar bile dostça görüşmekte,sorgusuzca seks yapmakta bir beis görülmemekte. Aşk mukaddes bir şeydir.Zamanla öğreniyosun ki meğer aşk,sevgi muhabbetten başka bişey değilmiş.Sevgilim dediğin zat ile de konuşacak bişey bulamadığında aşkın bitmesi de bunu anlatır.Aşkta ,divanda bülbül niye bu kadar önemlidir?Bülbül muhabbetin ta kendisidir çünkü..İlkokul da birinden hoşlandığın zaman avaz avaz söyleyemezdin , utancından yerin dibine girerdin.Sana özel olmasını isterdin.Küçük bi ten teması sonsuz huzura kavuştururdu insanı.Şimdilerde çatır çatır zikişildiği takdirde ilişki yaşadığını benimseyebiliyosun.Nerde o masumiyet,çocukluk?.Birinci bölümün sonu bumu?Ne oldu da insanların büyük çoğunluğunun birbirine olan güveni bu denli yitip kayboldu.Bu şarkılar ,destanlar boşa mı yazılmış m.na koyayım.Adam dağı delmiş,oluk oluk akıtmış suları.Sigortalı,maaşlı çalışan olsa bu kadar azimli olamaz insan.Karşılıksız üstelik bu hareketi de ama bugün sadece küçük bir telefon veyahut tatlı bir söz söylemeye bile üşenir oldu insanlar.Büyük bir tufanla yer gök birbirine girecek altın bir çağ başlayacakta,sanki o tufandan evvelki sıkıntılı ,kasvetli bir beklemeymiş gibi geliyo.Gerçi m.na koyduğumun doyumsuz insanı kıyametten bile tad alamaz ya "baba baydı hadi başka yere akalım” gibi cümleler sıratta sıra beklerken bile duyulur gibime geliyo..Çokta umrumdaydı sanki benim derdim bana yeter.Zaten ilişkiler konusunda o kadar har vurup harman savurmuşum ki,bugün adeta bir keloğlan gibi aşkın pençesinde kıvranmaktayım.Aşık olmakla olmamak arasında gidip gelmek yani.Her biten ilişkinin ardından artık tamam bundan sonra aşk bitmiştir desem de karşıma çıkan gülyüzlülere hayır demek o kadar kolay değil.Ne yardan ne serden geçmek bu işte.Genede biteceğini bile bile başlamadık ya.Şahane bir ruhsal arınmaya vesile oluyor benim için bu durum.Her seferinde ruhumda “Lavabo aç” gibi yeni çakralar açıyo ..Aman bozulmasın…Bu melankolik havam beni mutlu eden tek his zaten.Bu halime saygı duyulsun istiyorum...Elimden gelen her şeyi sonuna kadar yapmaya karalıyım.En azından kendi vicdanımı rahatlamak için..Ben hastalıklı aşk yazarları ,bilmem s.kim sokum aşk doktorları gibi şaklabanlık peşinde değilim ki..Bana danışmanız için yazmıyorum bunları hislerimi kağıda dökmek rahatlatıyor sadece. Eski bir hatırayı incitmekten bile çekiniriz bazen.Zaten hayatta tamamen bir denge işi değimlidir?En reaktif değişkenlerden olan “oksijen” bile doğada %21 oranında sabit kalmak zorunda dünya üzerinde!...Bu oran birazcık aşsın en ufak yıldırım bile devasa yangınlar çıkarabilir.Sevdiğim bir üstadın sözüyle elveda:
Ben mecnunmuyum bir .m için çöllere düşeyim
verirse verir vermezse leylayı da s.kym. Saygılarımla....

”Biterken “Eminem-Beautiful” çalıyodu….”